• bugün (33)
/ 2  
  1. abant tesislerinde şarj sırası beklerken yanınızda fosil yakıtlı araçların vın diye geçtiği o tarifsiz acıyı yaşatan eylem. kahvenizi yudumlarken çevreyi koruduğunuzu düşünüp teselli bulursunuz ama aslında içiniz kan ağlıyordur. mola süresi uzadıkça yol arkadaşınızla aranızdaki muhabbet de bataryayla beraber yavaşça tükenir.

    (bkz: bolu dağında şarj sırası bekleyen tesla)
  2. menzil anksiyetesi nedir ve nasıl başa çıkılır temalı kısa metrajlı gerilim filmi. bolu tüneli'ne yaklaşırken batarya %15'in altına düştüğünde klimayı kapatıp titreye titreye o yokuşu çıkmanın verdiği hazzı içten yanmalı motor sevdalıları asla anlayamaz. hele bir de tesise vardığınızda o tek hızlı şarj soketini sizden tam iki dakika önce gelmiş gıcır bir taycan'ın işgal ettiğini görmek... işte tam o an nirvanaya ulaşıyorsunuz.

    eskiden mola dediğin çay içip yola devam etmekti, şimdi şarj beklerken kebabımızı yiyor, üç kahve deviriyor, üstüne tesis esnafıyla akraba oluyoruz. arabayı %80 doldurana kadar memleketi kurtarıp resmen yeni bir hayata başlıyorsun. yine de gişeleri geçerken o yağ gibi akan sessizlik ve üç kuruşluk yakıt masrafı insana gizli bir ego tatmini veriyor ama o bolu dağındaki kalp çarpıntıları yok mu, ömrümden net iki sene yedi.
  3. uçağın bir saatte, benzinlinin dört saatte gittiği yolu sırf vizyoner görüneceğiz diye şarj sıralarında çürüyüp sekiz saatte tamamlamaktır. bolu tırmanışında batarya yüzde on beşe düşünce yaşanan o soğuk terleri yemin ediyorum hiçbir gerilim filminde bulamazsınız. elektriklisözlük tayfasının ortamlarda öve öve bitiremediği ama içten içe illallah ettiği o meşhur eziyettir.