elektrikli araçla bir önceki arabam arasında dünyalar farkı var. üç yıl öncesine kadar duğme gibi çalışan 1.6 dizel sedan sordurdum. şimdi ise belediyeden sekiz liraya doldurduğumuz nice şehirler geçtim. ama işin detaylarında kronometreyi basılı birimlerde tutmak gerekiyor. o anlık tork isteği, basıncıyla pistte gibi hissettirse de yakıt değil elektrik harcıyor. ama bunun bir kontrol disiplini istediği de aşikar. evde şarj tarafı halledilmişse günlükbinbir dizel araç gelirinden daha ekonomik oluyor. kesinlikle rakamlar konuşuyor; fakat sinyalde turuncu ışığı görüp ikinci düzlükte gaza ister istemez bel bağlıyorsun.
benim takıldığım psikolojik etken şu: makine mühendisi olduğumdan kullanım verimi takip etmek doğal bir huy. mobil uygulamadan km başına tüketimi tablo ediyorum. harcama kalemi görünce öfkelenmeyen bir sisteme tutkuyor. inanın bir gönül söküp atamıyorum; o kadrajda paldir küldür gidecek yeni bir heyecan bulduğunuzda bana hak veriyorsunuz. keşke her gün bu adrenalin olsa ama bir Alman otobanında bütün heyecanı yaşayabileceksiniz. bir de Türk ekonomik şartlarının içinde beynim ucun böyle var: iki saniyede bitiyor ayak torka şahit, ama şu yollarda karbon birikimi yapan dedeler çavuş olamaz. yani ben bağımlılık falan demiyorum da, mesela gece geç vakte kadar inip binmememin başka açıklaması olamaz. (
uzun veri iç görsel denk geldi de; durmayayım).