-
benzinli arabasıyla yanımızdan 150 ile geçen dayıların, biz mola yerinde şarj beklerken karşımıza geçip kahve hüpletmesini izlediğimiz o muazzam deneyimdir. menzil anksiyetesinden sağ ayağınıza kramplar girer, klimayı açsam mı açmasam mı diye düşünürken kendinizi iç anadolu sıcağında buharda pişmiş mantı gibi hissedersiniz. yine de o efil efil sessizlik ve ucuza gitme fantezisi her şeye değer be, tabii bolu'da o şarj sırası size bir gün gelirse.
-
uçağın bir saatte, benzinlinin dört saatte gittiği yolu sırf vizyoner görüneceğiz diye şarj sıralarında çürüyüp sekiz saatte tamamlamaktır. bolu tırmanışında batarya yüzde on beşe düşünce yaşanan o soğuk terleri yemin ediyorum hiçbir gerilim filminde bulamazsınız. elektriklisözlük tayfasının ortamlarda öve öve bitiremediği ama içten içe illallah ettiği o meşhur eziyettir.
-
menzil anksiyetesi nedir ve nasıl başa çıkılır temalı kısa metrajlı gerilim filmi. bolu tüneli'ne yaklaşırken batarya %15'in altına düştüğünde klimayı kapatıp titreye titreye o yokuşu çıkmanın verdiği hazzı içten yanmalı motor sevdalıları asla anlayamaz. hele bir de tesise vardığınızda o tek hızlı şarj soketini sizden tam iki dakika önce gelmiş gıcır bir taycan'ın işgal ettiğini görmek... işte tam o an nirvanaya ulaşıyorsunuz.
eskiden mola dediğin çay içip yola devam etmekti, şimdi şarj beklerken kebabımızı yiyor, üç kahve deviriyor, üstüne tesis esnafıyla akraba oluyoruz. arabayı %80 doldurana kadar memleketi kurtarıp resmen yeni bir hayata başlıyorsun. yine de gişeleri geçerken o yağ gibi akan sessizlik ve üç kuruşluk yakıt masrafı insana gizli bir ego tatmini veriyor ama o bolu dağındaki kalp çarpıntıları yok mu, ömrümden net iki sene yedi.